Cehennem Nerededir?

  • Facebook da Paylaş
  • 26-06-2015
  • 1 yorum
  • 3028 okunma

“De ki: İlim ancak Allah katındadır.” Mülk Suresi, 67:26. “Gaybı Allah'tan başkası bilmez.” Neml Suresi, 27:65; Elcevap: Cehennemin yeri, bazı rivayatla, “tahte'l-arz” denilmiştir.1

Başka yerlerde beyan ettiğimiz gibi, küre-i arz, hareket-i seneviyesiyle, ileride mecma-ı haşir olacak bir meydanın etrafında bir daire çiziyor. Cehennem ise, arzın o medar-ı senevisi altındadır demektir.
 
Görünmemeleri ve hissedilmemeleri, perdeli ve nursuz ateş olduğu içindir. Küre-i arzın seyahat ettiği mesafe-i azimede pek çok mahlukat var ki, nursuz oldukları için görünmezler. Kamer, nuru çekildikçe vücudunu kaybettiği gibi, nursuz çok küreler, mahluklar, gözümüzün önünde olup göremiyoruz.
 
Cehennem ikidir. Biri suğra, biri kübradır. 

İleride, suğra kübraya inkılap edeceği ve çekirdeği hükmünde olduğu gibi, ileride ondan bir menzil olur. Cehennem-i Suğra, yerin altında, yani merkezindedir. Kürenin altı, merkezidir. İlm-i tabakatü'l-arzca malumdur ki, ekseriya her otuz üç metrehafriyatta, bir derece-i hararet tezayüd eder.

Demek, merkeze kadar nısf-ı kutr-u arz, altı bin küsur kilometre olduğundan, iki yüz bin derece-i harareti cami, yani iki yüz defa ateş-i dünyeviden şeditve rivayet-i hadise muvafık bir ateş bulunuyor.
 
Şu Cehennem-i Suğra, Cehennem-i Kübraya ait çok vezaifi, dünyada ve alem‑i berzahta görmüş ve ehadislerle işaret edilmiştir. alem-i ahirette, küre-i arz nasıl kisekenesini medar-ı senevisindeki meydan-ı haşre döker. öyle de, içindekiCehennem-i Suğrayı dahi Cehennem-i Kübraya emr-i İlahi ile teslim eder.

Ehl-i İtizalin bazı imamları “Cehennem sonradan halk edilecektir” demeleri, halihazırda tamamıyla inbisat etmediğinden ve sekenelerine tam münasip bir tarzda inkişaf etmediğinden galattır ve gabavettir.
 
Hem perde-i gayb içindeki alem-i ahirete ait menzilleri dünya gözümüzle görmek ve göstermek için, ya kainatı küçültüp iki vilayet derecesine getirmeli, veyahut gözümüzü büyütüp yıldızlar gibi gözlerimiz olmalı ki, yerlerini görüp tayin edelim.Gerçek ilim Allah katındadır. Ahiret alemine ait menziller bu dünyevi gözümüzle görülmez.

Fakat, bazı rivayatın işaratıyla, ahiretteki Cehennem bu dünyamızla münasebettardır. Yazın şiddet-i hararetine “Muhakkak ki yaz sıcağının şiddetiCehennem sıcağındandır.”2 denilmiştir.
 
Demek, bu dünyevi, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez. Fakat ism-i Hakimin nuruyla bakabiliriz. Şöyle ki:
Arzın medar-ı senevisi altında bulunan Cehennem-i Kübra, yerin merkezindekiCehennem-i Suğrayı güya tevkil ederek bazı vezaifini gördürmüş. Kadir-i Zülcelalin mülkü pek çok geniştir; hikmet-i İlahiye nereyi göstermişse Cehennem-i Kübra oraya yerleşir.

Evet, bir Kadir-i Zülcelal ve emr-i “(Cenab-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol' demektir; o da oluverir.” Yasin Suresi, 36:82.‘a  malik bir Hakim-i Zülkemal, gözümüzün önünde, kemal-i hikmet ve intizamla kameri arza bağlamış;
 
Azamet-i kudret ve intizamla arzı güneşe raptetmiş; ve güneşi, seyyaratıyla beraber, arzın sür'at-i seneviyesine yakın bir sür'atle ve haşmet-i rububiyetiyle, bir ihtimale göre şemsü'ş-şümus tarafına bir hareket vermiş; ve donanma elektrik lambaları gibi yıldızları saltanat-ı rububiyetine nurani şahitler yapmış.

Onunla saltanat-ı rububiyetini ve azamet-i kudretini göstermiş bir Zat-ı Zülcelalinkemal-i hikmetinden ve azamet-i kudretinden ve saltanat-ı rububiyetinden uzak değildir ki, Cehennem-i Kübrayı elektrik lambalarının fabrikasının kazanı hükmüne getirip ahirete bakan semanın yıldızlarını onunla iş'al etsin, hararet ve kuvvet versin.

Yani, alem-i nur olan Cennetten yıldızlara nur verip, Cehennemden nar ve hararet göndersin; aynı halde, o Cehennemin bir kısmını ehl-i azaba mesken ve mahpes yapsın.
 
Hem bir Fatır-ı Hakim ki, dağ gibi koca bir ağacı, tırnak gibi bir çekirdekte saklar. Elbette, o Zat-ı Zülcelalin kudret ve hikmetinden uzak değildir ki, küre-i arzın kalbindeki Cehennem-i Suğra çekirdeğinde Cehennem-i Kübrayı saklasın.
 
Elhasıl: Cennet ve Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden bir dalın iki meyvesidir. Meyvenin yeri ise, dalın müntehasındadır.Hem şu silsile-i kainatın iki neticesidir. Neticelerin mahalleri, silsilenin iki tarafındadır. Süflisi,sakili aşağı tarafında; nuranisi, ulvisi yukarı tarafındadır.
 
Hem şu seyl-i şuunatın ve mahsulat-ı maneviye-i arziyenin iki mahzenidir. Mahzenin mekanı ise, mahsulatın nev'ine göre, fenası altında, iyisi üstündedir.
 
Hem ebede karşı cereyan eden ve dalgalanan mevcudat-ı seyyalenin iki havzıdır. Havzın yeri ise, seylin durduğu ve tecemmu ettiği yerdedir. Yani, habisatı vemüzahrefatı esfelde, tayyibatı ve safiyatı aladadır.
 
Hem lütuf ve kahrın, rahmet ve azametin iki tecelligahıdır. Tecelligahın yeri ise her yerde olabilir. Rahman-ı Zülcemal ve Kahhar-ı Zülcelal nerede isterse tecelligahını açar.
 
Amma Cennet ve Cehennemin vücutları ise, Onuncu ve Yirmi Sekizinci ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerde gayet kat'i bir surette ispat edilmiştir. Şurada yalnız bu kadar deriz ki: Meyvenin vücudu dal kadar ve neticenin silsile kadar ve mahzenin mahsulat kadar ve havzın ırmak kadar ve tecelligahın, rahmet ve kahrın vücutları kadar kat'i ve yakindir.
 
Said Nursi / Risale-i Nur Külliyatı / Mektubat
 
Dipnot-1
Acluni, Keşfü'l-Hafa, 1:281; el-Hakim, el-Müstedrek, 4:568.
Dipnot-2
Buhari, Mevakit: 9, 10; Müslim, Mesacid: 180, 181; Ebu Davud, Salat: 4; Tirmizi, Mevakit: 5; Nesai, Mevakit: 5.
Tarih : 20.01.2015 Kaynak : Risale Ajans
Etiketler : -
Yasal Uyarı : Yayınlanan Makale/Haber/Foto/Video ve diğer içeriklerin tüm hakları saklıdır. İçeriklere yapılan yorumlardan suç teşkil eden içeriğe sahip yorumlar onaylanmaz. Bu tür durumlarda yasal sorumluluk yorumu yapan kişiye aittir. Gerektiği takdirde yorumun yapıldığı ip adresi ve benzeri bilgiler gerekli mercilerle paylaşılır.
YORUMLAR
  • Leman   30-06-2015 13:09

    Zulmün olduğu her yer cehennemdir. Doğu Türkistan'dır, Suriye'dir Irak'tır, Türkiye'dir...:(((