Mezheplerde Deniz Ürünleri İçin Neden Ayrı Hüküm Veriyor?

  • Facebook da Paylaş
  • 03-01-2015
  • 0 yorum
  • 604 okunma

Bir mezhepte helal kabul edildiği halde, diğer bir mezhepte haram sayılan pek çok şey vardır.

Mesela, Şafii mezhebinde veli olmadan nikah kıyılamaz, yani bu fiil haramdır, Halbuki Hanefi mezhebinde bu caizidir. 
 
Mesela, Hanefi mezhebinde Vitir namazını kılmamak günahtır, Şafii’de ise -sünnet olduğu için- bazen kılmamak mekruh bile değildir. 
 
Mesela, eli kadına değen bir Şafii’nin o abdestle namaz kılması haramdır, caiz değildir. Hanefi mezhebinde ise -kerahetsiz- caizdir.
 
Asıl konuya gelecek olursak, Hanefi mezhebine göre, balık dışındaki bütün deniz / su ürünlerinin yenilmesi haramdır. Delilleri:
 
“Kendiliğinden ölen hayvanlar size haram kılındı.”(Maide, 5/3),
 
“Onlar ki yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıfları yazılı o ümmi Peygambere tabi olurlar. O Peygamber ki kendilerine meşru şeyleri emreder, kötülükleri yasaklar, kendilerine güzel ve hoş şeyleri mübah, murdar şeyleri ise haram kılar.”(Araf, 7/157)
 
mealindeki ayetlerdir. Onlara göre, balık dışındaki diğer deniz hayvanları tiksinti duyulan, murdar şeylerdir. Onların ölüsü yenmez.
 
Hanefilerin dışındaki üç mezhebe / alimlerin cumhuruna göre deniz / su ürünlerinin hepsi helaldir. Delilleri ise şunlardır:
 
“Deniz avı ve deniz yiyeceği size helal kılındı.”(Maide, 5/97),
 
“Denizin suyu temizdir ve temizleyicidir, ölüsü de helaldir.”(Neylu’l-Evtar, 8/149),
 
“Allah Adem oğulları için denizdeki ürünleri boğazladı (yani boğazlamaya gerek olmadan yenmeleri helaldir).”(Neylu’l-Evtar, 8/150).
 
Cumhur için, daha başka sahih hadisler de vardır.(bk. V. Zhayli, el-Fıkhu’l-İslami, 3/678-680).
 
Bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (asv) şöyle buyurmuştur:
 
Haram da bellidir, helal da bellidir. Ancak bu ikisi arasında çok işler / şeyler var ki insanların çoğu onları bilmez.”(Buhari, İman, 39).
 
Bu hadisten açıkça anlaşılıyor ki, haram ve helal olan şeyler her zaman açık değiller. İçtihat konusu olan haram ve helaller bu bilinmeyenlerdir. Helalı haram veya haramı helal yapmanın küfür olduğunu ifade eden hadislerin hedefinde olanlar ise, ayet ve hadislerde çok açık bir surette haram veya helal olarak belirlenen şeylerdir. Namazın farz olmasını inkar etmek gibi.
 
Hatta farklı ayetlerde, farklı hadislerde farklı hükümler söz konusu ise, bu da konunun içtihat sahasına taşınmasını zorunlu kılmaktadır. 
 
Bu sebeple, farklı mezheplerin farklı içtihatları, haram-helalle ilgili farklı hükümleri kesin olmadığı için, herhangi bir dini risk taşıması şöyle dursun, bu müçtehitler gayretlerinden dolayı ibadet sevabı alırlar.
 
Zaten mezhepler arasındaki farklılklar, daha çok zaruri olmayan, içtihada dayalı teorik konular için söz konusudur. Bu da genellikle, ayet ve hadislerin farklı algılanmasından kaynaklanmaktadır. Ehl-i sünnet, Kur’an ve hadisleri dayanak göstererek yanlışa düşen bir kısım batıl görüş sahiplerine kafir demeyi uygun görmemişler. Çünkü, ne de olsa ehl-i kıbledir, demişler ve hadiste ehl-i kıbleyi tekfir etmemeyi ön gören talimatı.(bk. Buhari, salat, 28) esas almışlardır.
 
Bu ayrılıklar, çeşitli sebeblerden ileri gelir. Kur`an`da hüküm ifade eden ayetleri (ki bunlara, nass denir) anlayış, herkes için başka başka olabilir. Zira nassların, usul-i fıkıhta beyan edildiği üzere, pek çok kısımları vardır:
 
Hafi, mücmel, sarih, kinaye, mecaz, hakikat, mutlak - mukayyed, has - amm gibi. Bu yüzden müctehidlerin aynı nassı anlayışları farklı farklı olmaktadır. Ayrıca, hadislerin de nevileri, çeşitleri vardır. Mütevatir, meşhur, haber-i vahid, mürsel, muttasıl, münkatı` gibi. Bu hadisleri delil olarak kullanma konusunda da müctehidler ihtilaf etmişlerdir. Bunun neticesinde de farklı görüşler ortaya çıkmıştır.

Mesela, Hanefiler hadisler konusunda titiz davranır. Haber-i vahidi (Tek sahabenin rivayet ettiği hadisi) delil olarak kabul etmezler. Şafiiler ise, haber-i vahidi kabul eder ve onu Kıyas`a tercih ederler. Hanefiler mürsel hadisi alır, Şafiiler almazlar. İşte bu gibi delillerdeki ihtilaf ve kabul edilen delilleri de farklı anlayış, müctehidlerin aynı mes`elede farklı hükümler vermelerine sebeb olmuştur. Fetva verilen beldenin örf ve adetleri de, müctehidlerin yaptıkları ictihadlara te`sir etmiştir.
 
“Bir hakim, verdiği hükümle ilgili yaptığı içtihadında isabet etse iki sevap, hata etse bir sevap kazanır.” (İbn Mace, Ahkam,3)
 
mealindeki hadis, bu konuya ışık tutmaktadır.

Kaynak : Risale Ajans
Etiketler : -
Yasal Uyarı : Yayınlanan Makale/Haber/Foto/Video ve diğer içeriklerin tüm hakları saklıdır. İçeriklere yapılan yorumlardan suç teşkil eden içeriğe sahip yorumlar onaylanmaz. Bu tür durumlarda yasal sorumluluk yorumu yapan kişiye aittir. Gerektiği takdirde yorumun yapıldığı ip adresi ve benzeri bilgiler gerekli mercilerle paylaşılır.
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !